“Portable” Bir Yetenek misiniz?

prtable

“Portable Yetenek” kavramı ile ilk olarak Harvard Business School’da bir eğitimde karşılaştım. Türkçe’ye “Taşınabilir Yetenek” diye çevrilebilir ancak portable kavramı kendini daha iyi anlatıyor, bu nedenle yazımda bu şekilde kullanmayı tercih edeceğim. Terminolojide “Free Agent” olarak da kullanılabiliyor.

Taşınabilirlik (portability) kavramını bize ilk kazandıran Harvard profesörlerinden Boris Groysberg’dir. Bu konuda birçok araştırması ve yayınları var. Bu kavram benim mesleğimde gördüğüm, yaşadığım ama adını koyamadığım birçok şeyi açıklıyor.

Bazı insanlar diğerlerine göre neden yeni işlerinde daha başarılı oluyor? Neden bazıları yeni hiçbir şeye adapte olamıyor? Neden sadece CV’lerde gördüğümüz başarılara inanmak bizi yanlış istihdamlara yönlendiriyor? Sektör, şirket, iş değiştirmek neden bu kadar yıpratıcı oluyor?

Diyelim ki bulunduğunuz yerde yıldız bir yeteneksiniz ve bir gün geldi, başka bir şirkete transfer oldunuz. İş değiştirdiğinizde, yeni rolünüzde yıldız olmaya devam edebiliyor musunuz? Yoksa eski iş yerinizdeki performansınızı orada bırakıp, her şeye yeniden mi başladınız? En önemli soru şu: Siz kendinizle beraber, yüksek performansınızı da yeni şirketinize taşıyabiliyor musunuz?

Performansı yüksek çalışma arkadaşlarımıza başarılarının sırlarını sorduğumuzda, genelde başarıyı kendi yeteneklerine bağlarlar ve her yerde aynı başarıyı göstereceklerine inanırlar. Oysa, çok azı gittikleri yerlerde aynı performansı göstermeye devam ederler.

İşte her yerde benzer performansı gösterebilen kişiler portable / taşınabilir yeteneğe sahipken bazılarımızın performansı bulunduğumuz şirkete, pozisyona, çalışma kültürüne veya yöneticilerimize bile bağlı olabiliyor. Bu yeteneklere de “importable” diyoruz. Yani sadece bulunduğu yerde iyi. Bazı parçalar vardır, asla başka yere monte edemezsiniz. Importable’larda, durum aynen böyledir.

Portable kavramını zannedersem izah edebildim. İsterseniz biraz da yetenek kavramı üzerine kafa yoralım. Yetenek, bilgi ve kabiliyetin buluşmasıdır. Formülü bile var: Yetenek = Kabiliyet + Bilgi. Birçok alanda kabiliyetimiz vardır belki ama onun üzerine kafa yorup, gerekli bilgi ve tecrübe ile kendimizi donatmazsak tam bir yeteneğe dönüşemeyiz.

Bilirsiniz konservatuvarlar kabiliyetli çocukları seçerler, kabiliyet ön koşuldur. Ama bu da yetmez; üzerine uzun bir eğitim süreci ile bu kabiliyeti işlerler ve ancak böylece alanında özel bir yetenek ortaya çıkar. Bir alanda uzmanlaşmak, özel bir yeteneğe dönüşmek nereden baksanız yıllar alıyor. Kolay bir iş değil. Ama şimdi tek başına yetenek olmak da yetmez, bir de bunun taşınabilir olması gerekir diyoruz. Çünkü çok iyi biliyor ve tecrübe ediyoruz ki mevcut firmalarındaki başarılarına bakarak transfer edilen kişilerin önemli bir kısmı yeni şirketlerinde başarılı olamıyorlar. Bunu en iyi çok uluslu firmalardan transfer yapan Türk firmaları bilir. Bu iki taraf için de acı bir durum. Biri işini, kariyerini bırakıp geliyor; diğeri büyük umutlar bağlıyıp, sınırlarını zorlayarak transfer ettiği yeteneği kullanamıyor. O zaman kurumsal olarak da bireysel olarak da sadece yetenek meselesini değil bu portable (taşınabilir) ya da importable (taşınamaz) yetenek meselesini iyi anlamız gerekiyor.

Peki, bir yeteneği taşınabilir yapan şeyler nelerdir? Ben bu sorunun cevabını bir iş görüşmesinde halen de beraber çalıştığım yönetici arkadaşımı dinlerken almıştım. Arkadaşımız telekom sektöründen değildi, bizim işe tamamen yabancıydı. Ama kendisine sorduğumuz soruların hepsine hemen hemen doğru cevap verdi. Onun doğru cevap vermesini sağlayan şey, bilgileri değil düşünme şekliydi. 15 yıldan fazla aynı sektördeydi ama hiçbir şekilde kendi sektörüne saplanıp kalmamıştı. O da bize bizim gerçeklerimizi anlamak için sorular sordu ve gayet isabetli tahminler yürüterek bizim sorunlarımızı ve onlara kendi tecrübelerinden hareketle üretebileceği çözümleri ortaya koydu. Şöyle diyordu hep, “Buradaki ana meseleyi anlamak lazım, bizim sektörde şöyle olur, büyük ihtimal sizin sektörde şunlar oluyordur, o zaman şöyle yaklaşırsak bir çözüm üretebiliriz”. Anlayamadığı yerde, “Bana biraz daha data verin ben dersimi çalışayım, buluruz mutlaka bir çözüm.” diyordu.

Tersi bir örnek de vereyim. Eski şirketimde yurtdışında çalışan kariyerli bir arkadaşımızı transfer ettik. Her toplantımız “ama bizim şirkette böyle olmazdı” cümlesi ile bitiyordu. Bir toplantımızda “ekibimde 4 kişi eksik eğer bunlar tamamlanmazsa ben bu işi sürdüremem” dedi. Ekibinde toplam 96 kişi vardı.

Geçen ay Afganistan’da bir GSM operatörünü (Roshan) yöneten CEO Kerim Hoca’yı şirketimize davet ettik. Bize böyle bir çoğrafyada iş yapmanın zorluklarından bahsetti. “Bizim fiberimiz yok çünkü kazı yapamıyoruz her yer mayın tarlası” diyor. Ama yaptıkları tam bir başarı hikayesi. Ailesinden uzakta 3 yıl ücret almadan çalışmış. Tehditler, şantajlar, zorluklar, imkansızlıklar, eksikler hiç yıldırmamış onu. Ben sadece hedefime odaklandım diyor, başka bir şey düşünmedim. Hikayesini okumak isterseniz, Forbes Magazine’deki “Roshan: The Greatest Untold Story of Societal Transformation in Afganistan” makalesine bakabilirsiniz. Çok şey yapmış ama bence en önemlisi böyle bir yerde çalışanlar için yaptıkları. Kadın çalışan sayısını inanılmaz artırmış mesela. Ailelerle tek tek görüşmüş, ikna etmiş onları. Şirkete çağırıp, çocuklarının çalışacakları yerleri göstermiş. 10 kişi ile başlamışlar, şu an çalışan sayısı 1100 ve çalışanların %97 Afgan. Adayların sadece ingilizce bilmesi ve bilgisayar kullanması bizim için önemliydi, geri kalan her şeyi biz öğrettik diyor. Bu bile tek başına onu benim için kahraman yapmaya yetti. Kerim Hoca’nın hikayesi, anlamlı da olsa bahanelere değil de hedeflerine odaklanabilenlere ve koşullarını hedefleri için yeniden oluşturabilenlere tam bir örnektir. Başka örnekler için bakınız Gladyatör filmi.

Tahmin ediyorum kafanızda portable yetenek (tek başına yetenek değil) kavramı oluşmaya başladı. Ben ikna olmadım diyenlere bir örnek daha vereyim. Başarı ekip işidir. Hiç kimse tek başına bir şey yapmıyor. Bu yüzden birilerini peşinizden sürükleyebilmeniz, vizyonunuza inandırmanız, güven oluşturmanız da ayrı bir özellik, gereklilik. Kafaavcısı bir firmanın üst düzey yöneticisi bana şöyle demişti: Ben bir ekip kurulacağı zaman önce işin başına birini bakarım ve bu kişide aradığım en önemli özellik peşinden başkalarını sürükleyebilme becerisidir. Onu işe aldığım zaman o zaten diğerlerini de bulup, sürükleyip getiririr. Sizce etrafınızda tanıdığınız kaç yöneticinin böyle bir özelliği var?

İşte, kendi alanlarına saplanıp kalmayan; özgür ve üretken düşünebilen; koşulları, imkanları değil hedeflerini önceleyen; yaptığı işin özünü kavrayabilen ve bir iş etrafında insanları toparlayabilen; koşulları yeniden oluşturabilen ve böylece sürükleyici gücü olan kişilere portable yetenek diyoruz.

Amerika’da portable yetenek üreten ve üretemeyen şirketleri sınıflandırmışlar. Hatta mesleklerin bile portable olanı olmayanı var diyorlar. Mesela CFO portable bir iştir. İK’da da BP işi öyle.

Yazının başlığına dönersek. Peki siz portable bir yetenek misiniz? Kendimizi sorgulayalım. Bu günümüz dünyasında giderek önem kazanacak. Meseleyi sadece iş değiştirmek olarak görmeyin. Aynı yerde olsanız bile işinizin içeriği sürekli değişiyor. Adapte olmanız gereken yeni şeyler hep oluyor, bundan sonra daha da fazla olacak. Koşullar sürekli değişiyor. Ben 5 sene önce yaptığım İK işini şu an yapmıyorum mesela. Aynı kurum içinde de kişiler fonksiyon, pozisyon değiştirebiliyorlar. Kariyer paradigması değişiyor. Dinamik ve ağ kariyerinden bahsediyoruz şimdi. Kariyerinizi yönetmekte ana sorumluluk sizin, hiç bir şirket bundan sonra yerinde terfi etmeye imkan vermeyecek. O yüzden bu durumu yönetmek için şirketler daha çok iç ilanlara (job post) öncelik verecekler.

Bir şirketin dışındaki değişim içindekinden hızlı ise o şirketin uzun vadede ayakta kalma şansı olmaz. Bu kural kişi içinde böyledir. Ancak içinizdeki değişim hızı, dışınızdakinden yüksek olursa geleceğinizi siz yönetirsiniz.

Hepinize portable günler dilerim 🙂

Leave a Comment